Meyelânın kaynağı ve mahiyeti nedir? Tercihlerimiz meyelandaki rüçhaniyete göre şekilleniyorsa, bu meyelan nereden geliyor?

Soru Detayı

- Meyalanın kaynağı nedir. Mahiyeti nedir?
- Kader risalesini defaatlele okudum. Altıncısı çokca mütalaa ettik. Üstadımız menbaı üzerine durmamış. Vucudu noktasında izahat var. Burdan şu noktaya gelmek istiyorum. Şayet tercihlerimiz meyelandaki rüçhaniyete göre şekilleniyorsa bu meyelan nerden geliyor. Misal benim harama bakma meylim var. Ya da kumar oynamaya ya da namaz kılmaya. Bu meylimin kaynağı nedir?
- Şayet meyilli musavi ise neden namaz kılmaya olan meylim ile yemek yemeye ya da harama bakmaya olan meylim eşit değil?
- Ubudiyet meyalanı hayrı artırdığı gibi tövbe ve istiğfar dahi meyalanı şerri keser. Bu böyle olmakla birlikte içimde kötüleğe karşı olan meyelanı ben koymadım. Bir kötülüğe isteğim var. Bu istek bana geldi, ama cüzi ihtiyarımı sarf edene kadar vucuda çıkmıyor. Yani bu irademi temellendiren bu istek. Şayet bunun kaynağı benden kaynaklanmıyorsa etkilenmiş bir irademiz bulunmuyor mu?
- Rüçhaniyeti değilde bu isteğin geliş noktasında söylüyorum. Misal bir kişi var içinde içki içmeye meyil var. Bir diğerinde ise hiç böyle bir meyil yok. Ya da biri var haram nazara karşı meyli çok fazla diğerinde ise çok az. Bu kişinin iradesini elinden almıyor ama diğer kişiye göre günaha girme olasılığı daha fazla oluyor. Şayet meyiller müsaviyse namaz kılmaya olan meylim günaha girme meyli eşit olması lazım değil mi?
- Şuan günaha giren insaların çokluğu bu meyilden değil mi. Günahtaki zevk desek hazır lezzet desek buna mukabil namazda Kuran okumakta da bu iştiyak feyiz buna mukabil olmalı. Ama çok zaman namazına ya da hayırlı vucudi bir şeyi mücadele ile kazanıyoruz. Elhamdülillah Risalei Nur gibi bir eserle belki bazen parlama feyiz oluyor ama bu da çok defa takva günahlardan içtinab ibadete okumaya ciddi devam ile oluyor.
- Nefis şeytan sonra insandaki o istidatların ortaya çıkma isteği lezzet noktası bu noktaları meyelanla çok karışıyor. Bende kafam karıştığı için sordum. Sorunun dağınıklığı ve meseleleri birbirine karıştırmamdan belli oluyor.

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Camiye gitme eğilimi ile meyhaneye gitme eğilimi insan iradesi önüne sunulmuş iki seçenektir. Ve bu seçenekleri yaratan Allah’tır. Şayet Allah insan iradesi önüne sadece camiye gitme eğilimini koymuş olsa idi, o zaman insanın imtihan olma özelliği kaybolurdu, melekler gibi sadece hayra yönelirdi.

Bu sebeple Allah insanın fıtratına hem hayır hem de şer tohumlarını beraber ekmiştir. Bu tohumlara kuvvet verip neşvünema etmek ise insanın iradesine bakıyor ve sorumluluk da burada başlıyor. İnsan, iradesi ile şer tohumlarının yeşermesine imkan sağlarsa (tercihleri ile onun yolunu açarsa) şer tohumları zamanla hayır tohumlarına baskın gelip onları zayıflatır. Tersi de mümkündür, yani insan iradesi ile hayır tohumlarının yolunu açarsa, bu kez de hayır şerre galip gelir şerrin sesi kısılır.

Hayrın içinde de şerrin içinde de bir takım maddi ve manevi lezzetler bulunuyor, genellikle hayırda manevi ve ruhi, şerde ise cismani lezzetler daha öndedir. Ama şerrin o cüzi lezzeti yanında sayısız zararlar da bulunuyor. İçki, kumar, faiz gibi haramların içindeki uğursuz o cüzi lezzete karşılık sağlığın bozulması, servetin çarçur edilmesi haksız kazanç yüzünden düşmanlık ve savaşların çıkması vesaire gibi muazzam zararlar da bulunuyor. Azıcık lezzet karşısında muazzam zararlar etmeyi ancak aptallar kabul edebilir.

Hayırda ise cüzi ve maddi bir meşakkatin dışında hiçbir zarar, ziyan durumu olmadığı gibi muazzam fayda ve güzellikleri de içinde barındırıyor. Abdest almanın iki dakikalık bir meşakkati var, ama maddi ve manevi hayrı o cüzi meşakkati hiçe indirir.

Hayır şer denklemine bakıldığında hayrın fayda ve hikmet ağırlığı yüz ton ise şerrin cüzi lezzetinin ağırlığı bir iki gramdır. Bir iki gram lezzet için yüz ton hikmet ve faydayı terk eden adamın cayır cayır yanması da âdil bir durum olsa gerek. Yani zannedildiği gibi hayır, şerrin karşısında cüzi, sönük ve cazibesiz bir meta değildir.

Hâlihazırda nefis, şeytan ve bozuk çevre şerri daha güçlü gibi göstererek bir göz yanılsaması oluşturuyor olsa da kainatta esas galip olan hayırdır.

Şerrin güçlü görünmesinin diğer bir nedeni de ademi olmasıdır. Yani hayır gibi binlerce şartın bir araya gelmesi ile vücut bulmuyor. Şer için küçük bir dokunuş yeterli olabiliyor, hatta bazen dokunmadan da tahrip edebiliyor. Bahçeyi sulamakla görevli adamın uyuyup musluğu açmaması, bahçenin harap olması için yeterlidir. Şerrin özünün gayet zayıf, basit ve önemsiz olmasına karşın hayır karşısında güçlü gibi durmasının sırrı budur.

Hayır ve şer iki seçenektir ve Allah tarafından yaratılmışlardır. İnsan iradesi ise bu iki seçenek arasında muhayyerdir, hangisini seçerse Allah ona göre yaratır ve ona göre hesabını görür. Burada sorumluluk yaratanda değil seçendedir.

Meyalana (bir şeye yönelme, meyl etme) mevcut nazarı ile bakarsak bunun kaynağı Allah’tır, çünkü iradenin önüne konulan ve seçime konu olan şarap ve su gibi şeyler de meyelanın muhatap olduğu şeylerdir.

Seçenekleri Allah yaratıp insanın önüne koyar, insanın da -emri itibari olan- iradesi ve onun temeli hükmünde olan meyletme ile bu seçenekler içinden birisine yönelir. Seçenekler burada mevcut olsa da meyalan veya ondaki tasarrufu hakikatte olmayan ve var olarak kabul ettiğimiz cinsten itibari bir şeydir. Allah şarabı hiç yaratmamış olsa idi o zaman su tek seçenek olarak önümüzde kalacaktı.

Şaraba olan eğilim insanın nefsinden geliyor, içme iştiyakı gibi. Ama bu içme isteği su ile de karşılanabilir. Bizim içimizde taşıdığımız inanç ise, bu içilecek farklı şeylerden iyi veya kötü olanı belirlemektedir. Yani insanın içinde taşıdığı ve beslediği iman veya küfür, takva veya fısk aynı kolaylık veya zorlukta ulaşıp yapabileceğimiz alternatiflerden kendine hitap edeni seçer.

Bu seçme hakikatte bir vücudu olmayan, ama inancımızla kabullendiğimiz ve yöneleceğimiz bir şeye bir nevi istekte bulunduğumuz zaman yaratılır ve bundan dolayı meyleder ve işlemeye başlarız. İşte şayet bu meyelan dediğimiz kisp, şayet var (mevcut) olsaydı, insanın iradesi kalkardı. Çünkü hangi ortamda olsa mecburi olarak o ortama ayak uydurmak zorunda kalacaktı. Bir ağacın bahar geldiğinde mecburi olarak yaprak, meyve ve çiçek açması gibi. Veya gerekli şartlar yerine geldiğinde bir ineğin mecburi olarak süt vermesi gibi. İşte biz insanların da içinde ihtiyarından haber veren ve istemediğimiz zaman da yapmadığımız nice fiilleri olduğu gibi, ihtiyarsız olarak içimizde cereyan eden nice fiiller de (saçımızın uzaması, hücrelerimizin yenilenmesi v.s) vardır. Bunları vicdanen biliriz.

Netice, Allah insanın önüne iman ve küfür olmak üzere iki yol vermiştir. Bu yolların seçilmesiyle meyilleri de ona göre şekillenmeye başlar. Bir insan için eşit mesafedeki kahveye gitmek ile camiye gitmek arasında bir fark yoktur. Takva olan birisi kendi hür iradesiyle camiye gitmeyi seçerken, bir diğeri kahveye oyun oynamaya gidebilir. İşte caminin kapısına gidene ve namaza niyet edip başlayana kadar insanın bundan vazgeçebilmesi, bu meyelanın mahluk olmadığına ve o şeye yönelme hissini kullandıktan sonra Allah tarafından yaratıldığına delil oluyor, çünkü bundan her zaman vazgeçebilir. Aynı şey günah yolunda olanlar için de aynıdır.

Nice takva ehilleri kendi iradeleriyle günaha meylederken, nice fasıklar da bir sohbet veya ilahi bir his, bir hidayet ışığıyla takva ehli olup ve o yolda ilerlemişlerdir.

Kader Risalesi İkinci Mebhas ile ilgili daha ayrıntılı bilgi almak için bu videolarımıza bakabilirsiniz.

İlave bilgi için tıklayınız:

- Yirmi Altıncı Söz, İkinci Bebhas, Altıncı Vecih-1 (Video).
- age., Altıncı Vecih-2 (Video).
- age. İkinci Mebhas, Müzakereli Kısa Videolar.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

BENZER SORULAR

Yükleniyor...