"Risale-i Nur dairesine girenler, şahsî cesaretlerini kıymetleştirmek için, sarsılmaz bir sebat ve metanete ve ihvanlarının tesanüdüne cidden çalışmaya sarf edip..." Devamıyla izah eder misiniz?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

"Salisen: ... Risale-i Nur dairesine girenler, şahsî cesaretlerini kıymetleştirmek için, sarsılmaz bir sebat ve metanete ve ihvanlarının tesanüdüne cidden çalışmaya sarf edip, o cam parçası hükmünde şahsî cesaretini, hakikatperestlik sıddıkiyetindeki fedakârlık elmasına çevirmek gerektir."(1)

Cesaret, yiğitlik, kararlılık, ataklık ve dayanıklılık özelliklerini de içeren, korku, acı, risk, belirsizlik veya tehdit ile başa çıkabilme yeteneğidir. Şahsi cesaret dünyevi işlerde kullanıldığında kabadayı, mafya babası ya da ağır abi olunur.

Üstadımız şahsi cesarete cam parçası nazrıyla bakıyor. Kıymet ve değeri ise, dünyanın adi ve fani menfaatlerini temin etmek hükmündedir. Bunu yaparken de birçok sıkıntı ve meşakkate katlanmak gerekiyor ki, maliyet hesabı yapılacak olursa, bu kadar küçük menfaate bu kadar ağır sıkıntı çekmeye değmez. Bazen bir kabadayı unvanını almak için beş on sene hapis yatmak ve belki de çok hak yemek belki de birkaç adam öldürmek gerekiyor ki, gençliğin ve hayatın heba edilmesine değmez.

Ama aynı cesareti hakta ve hakikat yolunda kullansa, o zaman bu cesaret kişiyi hem sıddıkiyet makamına çıkarır hem de ebedi bir cennet hayatını kazandırabilir. Dünyanın on paralık kabadayılık mevkiine bedel ahirette ebedi bir sıddık makamını elde eder.

Sıddık, doğru sözlü, doğruluktan ayrılmayan, gerçeği tasdik eden anlamında bir Kur’an terimidir. Ve manevi makamların en üstünüdür ve bu makama cesaret ve fedakarlık ile ulaşılır. Bazen doğruyu söylediğinde başına bin türlü bela gelir. İşte cesur kimse, bu belaları göze alıp doğruyu söyler ve sıddık makamına erişir.

Yani cesaret fedakarlığı, fedakarlık da sıddıkiyet makamını netice verdiriyor. Cesaret duygusunu hak yolda kullanırsan sıddık olursun, dünyanın boş işlerinde kullanırsan başın sıkıntılardan kurtulmaz.

"Meselâ, göz, bir hassedir ki, ruh bu âlemi o pencere ile seyreder. Eğer Cenâb-ı Hakka satmayıp, belki nefis hesâbına çalıştırsan, geçici, devamsız bazı güzellikleri, manzaraları seyr ile şehvet ve heves-i nefsâniyeye bir kavat derekesinde bir hizmetkâr olur."

"Eğer gözü, gözün Sâni-i Basîrine (her şeyi hakkıyla gören yaratıcısına) satsan ve Onun hesâbına ve izni dairesinde çalıştırsan, o zaman şu göz, şu kitâb-ı kebîr-i kâinatın (büyük kainat kitabının) bir mütâlaacısı (seyircisi) ve şu âlemdeki mu'cizât-ı san'at-ı Rabbâniyenin (Rabbani sanat harikası nakışların) bir seyircisi ve şu küre-i arz bahçesindeki rahmet çiçeklerinin mübârek bir arısı derecesine çıkar. ..."

"İŞTE EY GÖZ, GÜZEL BAK! Adi bir kavat nerede, kütüphâne-i İlâhînin mütefennin bir nâzırı nerede?"(2)

Aynı mana cesaret duygusu için de geçerlidir. Cesaret duygusunu nefis ve dünya hesabına kullanırsan zalim ve katil bir adam olurken, cesareti Allah ve hak namına kullanırsan Kur'an ve İslam fedaisi olur, Müslümanların duasını kazanırsın.

Dipnotlar:

(1) bk. Kastamonu Lahikası, 160. Mektup.
(2) bk. Sözler, Altıncı Söz.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

BENZER SORULAR

Yükleniyor...