"وَالظَّاهِرُ ismine mazhar olan o ağacın suret-i cismâniyesi ise... Hafîziyet içinde azamet-i kudret ve kemâl-i hikmet ve cemâl-i rahmeti gözlere gösterir." Zahir isminin Hafiz ismi ile bağlantısı nasıldır?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Üstadımız bu bahiste Hafîz isminin tecellisinin bütün kainatta olduğu gibi, her varlığın da kendisinde azami derecede tecelli ettiğini izah etmektedir. Paragrafı olduğu gibi aşağıya alıyoruz:

"Evet, her baharda müşahede ediyoruz ki; güz mevsimi kıyametinde vefat edenhadsiz nebatat, bahar haşrinde herbir ağaç, herbir kök, herbir çekirdek, herbir tohum وَاِذَا الصُّحُفُ نُشِرَتْ [“Amel defterleri açıldığında.” (Tekvir, 81/10)] âyetini okuyup bir mânâsını, bir ferdini kendi diliyle, geçmiş senelerde gördüğü vazifenin misalleriyle tefsir ederek o azametli hafîziyete şehadet eder, هُوَ اْلأَوَّلُ وَاْلاٰخِرُ وَالظَّاهِرُ وَالْبَاطِنُ(*) âyetindeki dört muazzam hakikatleri her şeyde gösterip hafîziyeti âzami derecede ve haşri bahar kolaylığında ve kat’iyetinde bizlere ders verir. Evet, bu dört ismin cilveleri en cüz’îden en küllîye kadar cereyan ederler. Meselâ, nasıl ki bu ağacın menşei olan bir çekirdek, اَ ْلأَوَّلُ ismine mazhariyetle o ağacın gayet mükemmel programını ve icadının noksansız cihazatını ve teşekkülünün bütün şeraitini câmi’ bir kutucuktur ki, hafîziyetin azametini ispat eder."

" وَاْلاٰخِرُ ismine mazhar olan meyvesi ise, çekirdekleriyle o ağacın işlediği bütün fıtrîvazifelerinin fihristesini ve amellerinin listesini ve hayat-ı saniyesinin düsturlarını ihtiva eden bir sandukçuktur ki, âzamî derecede hafîziyete şehadet eder."

" وَالظَّاهِرُ ismine mazhar olan o ağacın suret-i cismâniyesi ise, öyle tenasüplü ve san’atlı ve süslü bir hulle, bir libas ve ayrı ayrı nakışlar ve zîynetler ve yaldızlı nişanlarla tezyin edilmiş, güya yetmiş renkli bir hûri elbisesidir ki, hafîziyet içinde azamet-i kudret ve kemâl-i hikmet ve cemâl-i rahmeti gözlere gösterir."

" وَالْبَاطِنُ ismine âyine olan o ağacın içindeki makinesi ise, öyle muntazam ve mükemmel ve mu’cizatlı bir fabrika, bir destgâh, bir kimyahâne ve hiçbir dalı ve meyveyi ve yaprağı gıdasız bırakmayan mizanlı bir kazan-ı erzaktır ki, hafîziyet içinde kemâl-i kudret ve adalet ve cemâl-i rahmet ve hikmeti güneş gibi ispat eder."(1)

(*) “O Evvel'dir; başlangıcı olmadığı gibi, bütün varlıkların başlangıcı da Onun ilim ve kudretine bağlıdır. O Âhir'dir; sonu olmadığı gibi bütün varlıkların neticesi Ona bakar ve dönüşü Onadır. O Zâhir'dir; varlık ve birliğinin delilleri herşeyde ap açık görünür ve bütün varlıklar dış görünüşleri ve san’atlı yapılışlarıyla Onun kudret ve sanatına şâhitlik eder. O Bâtın'dır; her şeyin hakikatine vâkıftır ve her şeyin içyüzü Onun kudret ve hikmetine şâhitlik eder.” (Hadîd, 57/3)

Allah herşeyin hakikat ve mahiyetini korumakla Hafîz isminin tecellisini göstermektedir.

Evet, Zahir ismi her şeyin dış cephesini, şeklini ve görüntüsünü ifade eder. Mesela insanın derisi, ağacın kabuğu, arabanın kaportası vesaire hep Zahir isminin birer tecellileri oluyor.

Ağacın dış cephesi yani kabuk kısmı ya da dış kalıbı, Zâhir isminin bir tecellisi olarak mükemmel bir güzellikte, estetikte, uyum ve ahenklik içinde yaratılmışlar ve bakanları mest ediyor. Yaprağının yeşil rengi ayrı bir güzellik olup gözü dinlendiriyor, çiçekleri bir sofra olup börtü böceği besliyor, gölgesi ayrı bir güzellik mahlukatı serinletiyor vesaire.

Zahir ismi ile Hafız ismi arasında çok zahir bir ilişki var, o da şudur; Zahir İsminin tecelligahı olan varlıkların dış yüzünün mahiyet ve özelliklerini Hafîz isminin tecellisiyle muhafaza etmekte, böylece o varlığın mahiyetini korumaktadır. Bir insanı, yüzüyle, sesiyle ve dış yüzüyle tanırız. İşte insanın bu dış yüzü olan Zahir isminin muhafazasını Hafîz ismi yapmaktadır. Böylece bütün hukuklar, içtimai dengeler bununla muhafaza edilir.

Mesela, insanların yüzleri ve seslerinin mahiyet ve dış görüntüsü muhafaza edilmeseydi, o zaman hukuklar ve namuslar payimal olurdu. Çünkü aile içindeki ferdler birbirlerini bu Zahir ve Hafîz isimlerinin tecellsiyle tanır ve ülfet edip birbirlerine alışırlar. Şayet Zahir isminin tecelligahı olan dış yüz, mahiyetini Hafîz ismiyle muhafaza etmeseydi, o zaman kimse kimseye alışamaz, aile ortamı kurulamaz, birisinin malik olduğu birşeyin kendisine aitliğinin ispatını yapamaz, bir suçtan ve iftiradan kendini kurtaramazdı.

Ayrıca bir insanın sahip olduğu her türlü hayvan ve değişen cinsten neyi varsa, bunlar da dış yüzleri ve zahirleriyle tanındığı için, yine Hafîz ismiyle muhafaza edildiği için malikiyet davası kolay yapılabiliyor. Yoksa onların da hukuku o noktada zayi olurdu.

Bununla beraber Zahir ismi ve Hafiz ismi arasında şöyle bir münasebet daha vardır. Binanın dış cephesi binanın içini korur, arabanın kaportası arabanın içini tozdan, topraktan, sıcaktan soğuktan muhafaza eder, ağacın dış yüzü yani kabuğu ağacın içindeki cihazları muhafaza eder, yani dışarıdan gelecek sıcak, soğuk, nem ve rutubetten korur, insanın derisi hem insana güzellik katarken hem de deri altındaki et ve damarları muhafaza eder vs... Zahir ismi Hafiz ismi ile âdeta ikiz gibi çalışırlar.

Her şeyin zahiri boyutu yani Zahir isminin tecellisi her şeyin hassas ve nazik olan batini çarklarını muhafaza üzerine tasarlanmışlar. Bu durumda Zahir ismi Hafiz ismimin şemsiyesi altında ve zımnında çalışır.

(1) bk. Şualar, On Birinci Şua, Yedinci Mesele.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

BENZER SORULAR

Yükleniyor...