“Zerreleri nurlandırmak” ne anlama gelmektedir? Yani “tahavvülat-ı zerrat”ın ne özelliği var ki zerreler bu hal ve vaziyetle devamlı nurlanıyorlar?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Her cüz, mensubu olduğu küll’den bir özellik, bir irsiyet bir kemal manası alır ve ona göre şekillenir.

Mesela, bir ağacın bünyesinde çalışan bir zerre, ağacın umumi manasının küçük bir noktası hükmüne geçer ve ağacın vasfı ile vasıflanır. Hatta ağacın mühim bir mevkiinde hizmet ediyorsa, -mesela, esasat ya da ukde-i hayat mevkiinde ise- tamamen o ağacın kendisi olur. Bulunduğu yer onun hem talim yeri, hem de vazife alanıdır.

Allah, kâinata terakki ve tekemmül verdiğinden, hiçbir şey yeknesak, hareketsiz ve sabit olarak yerinde kalmıyor. Sürekli hareket ve gelişme içinde kâinatı çalkalıyor. Her şey için bir kemal noktası tayin etmiş, oraya varana dek zerrat tahrik ediliyor.

Hareket ve kemal ise, basit işlerden mükemmele doğru olduğundan, her şey basitlikten mükemmele doğru gidiyor. Mesela, bir çocuk, ilkokulda nurlanır, sonra ortaokul, lise, üniversite, yüksek lisan, doktora ve hakeza mükemmele doğru ilerler. Her yerdeki nurlanma veya ilim derecesi farklı olur.

Aynen misaldeki gibi, zerre de basitlikten mükemmele doğru nurlanarak gider. Başta, camit varlık bünyesinde talim eder, sonra hayatlı bir vücuda girer, sonra ruhlu bir mertebeye çıkar; en nihayetinde, şuurlu bir mevkiye ulaşır. Yani insan vücuduna nefer olur. Ve oradan da beyin, kalp gibi yukarılara doğru ilerler. Her mevki ve makamda nurlanmak manası farklı olur. Ve bulunduğu bünyenin hasiyetine sahip olur.

İnsan ruhu, şuur ile öyle bir mevkie çıkmış ki, âdeta bütün bedenin gören gözü, işiten kulağı, akleden aklı olmuş, bedenin her yerinde hazır ve nazır, her bir hücre ve organla alakası ve tasarrufu vardır.

Ruh gibi, bedene giren zerreler de nuraniyet kazanmış ise, her bir zerre ile görür, her bir zerre ile işitir. Bu manaya işareten Peygamber Efendimiz (asm)'in, her yönü ön taraf gibi gördüğüne dair rivayetler mevcuttur.(1)

Demek insan bedeni ve bünyesinde çalışan zerreler, insanın yüksek ruh ve şuurundan bir hisse alabilirler ve ona göre işler yapabilirler. Bu mana ahirette zaten çok açık ve net yaşanacaktır. Yani, cennette, her bir cisim ve eşya şuurlu olacaklar. Allah’ın kerem ve şefkati, şu kainatın ameleleri ve işçileri konumunda olan zerrelere de bir şuur bir lezzet vermesi mümkündür. Bizim idrak edemememiz, olmadığına delil değildir.

Zerrenin kâfirin bedeninde olması ona bir zarar vermez. Zira kâfir de olsa, onun bedeninde hükmeden Allah’ın isim ve sıfatlarıdır.

Küfür, insanın kendi şuurunu âlemlere kapaması demektir; yoksa vücutta aynı isim ve sıfatlar tecelliye devam ediyorlar. İnsan, küfrü ile Allah’ın isim ve sıfatlarını göremez hâle geliyor, yoksa tecellileri iptal ile vücuttan ıskat etmiyor. Kısacası insanın sıfatı kâfir olur, insanın bedeni kâfir olmaz.

(1) bk. Buhari, Ezan, 71-72; Müslim, Salat, 125 (434); Nesaî, İmamet, 27.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

BENZER SORULAR

Yükleniyor...